MODA Melida Aleksanyan

STELLA MCCARTNEY’DEN YENİ DOUBLE ACT FİLMİ

Stella McCartney’nin 6’ıncı Double Act film serisinde yer alan Petra Cortright ve eşi Marc Horowitz’in röportajı ALL’da

Uzun zamandır video sanatçısı Petra Cortright ile çalışan Stella McCartney, yeni Double Act serisi için Petra Cortright’ın eşi sanatçı Marc Horowitz’i de ekibe dahil etti. 2017 İlkbahar-Yaz kadın ve erkek koleksiyonlarının yer aldığı iki kısa film projesi “”” ve {{{ olarak adlandırıldı. Birlikte ilk defa bi projede yer alan çiftin birbirleriyle gerçekleştirdiği röportaj onları daha yakından tanımamızı sağlıyor.

 

Petra: İlk defa sanatsal olarak benimle işbirliği yapmak nasıl bir duygu?

Marc: Çok keyifliydi. Projelerimde kullandığım VHS kameram ve senin webcamin ile birbirimizin dünyasında, birbirimizin lensinden çekimi gerçekleştirdik. Her ne kadar benim kameramı çok sevmesende ben senin webcamini kullanırken çok eğlendim.

 

M: Bağımsız çalışmaya yatkın olsak da hiç birbirimizden etkilendiğimizi hissettin mi?

P: Tabii ki. Başlarda biraz daha gizli olsa da birbirimizden etkilenmemiz kaçınılmazdı. Özellikle renk paletinde farkettim bunu. Sen de farketmiş olmalısın ki, ben resim yaparken esinlendiğim bazı fotoğraflardaki Yunan büstlerinde seni kopyaladığıma dair şakalar yapıyordun.

 

M: İnternette kreatif videolar yapan ilk kişisin. Seni bu işe yönlendiren neydi?

P: Aslında bir çok etken var. Birincisi çok tembel bir insanım ve online portala yaptıklarımı yüklediğim zaman yanımda taşımak için bir harici diske gerek kalmıyor. Ayrıca herhangi bir çalışmayı yalnızca bilgisayarda saklamayı tehlikeli buluyorum ve yedekleme konusunda da çok iyi sayılmam. İkincisi ise daha doğal ve insanlarla paylaşmak için de daha kolay bir yol olduğunu düşünüyorum. Bu sayede New York, Berlin ve Meksika’da bir çok arkadaşım oldu. Çünkü bu sistem aynı zamanda başka ülkelerdeki sanatçılarla da daha hızlı ve kolay tanışıp iletişim kurmamı sağlıyor. Tabii ki bu işin bir yan etkisi dünyadaki herkesin görebiliyor olması. Ama her ne kadar şu an öyle olmasa da internetteki özgür ve demokratik bilgi akışını seviyorum. Bu da başka bir sohbetin konusu olabilir.

 

P:The National Dinner Project” ve “The Signature Series” gibi çalışmalarında seyahet etmek neden önemli?

M: Bir şeyleri keşfetmenin ve farklı insanların hayranıyım diyebilirim. Çocukken Ohio ve Indiana dışına çok fazla çıkamadım o yüzden daha fazla seyahat imkanı yaratmaya çalışıyorum. Mesela 8 yaşındayken, bisikletimle el sanatları dükkanından harçılığımın bir kısmıyla yapma çiçeklerden alır sonra da onları, mezarlığa gidip yalnız görünen mezarlara bırakırdım. Ayrıca yaşlılar için gösteri yaptığımız bir break dans klübü kurmuştum. Çok aktif bir hayalgücüm vardı. Büyüdükçe bu kreatif yola daha büyük bir seviyede devam ettim. Adımı ve telefon numaramı yazdığım bir yazı tahtası mobilya katoloğunda yer aldıktan sonra yüzlerce telefon aldım ve gezdiğim ülkelerde beni arayanlarla yemek yedim. “The National Dinner Project” çalışmamın ismi buradan geliyor. ‘The Signature Series’ projemde ise Amerika haritasında seyahat rotalarına ismimi yazdım ve sırasıyla buraları gezdim. Her durak noktamda ise kısa filmler çekerek youtube kanalımda yayınladım.

 

M: Her ikimiz de video ve resim üzerine çalışıyoruz. Stillerimiz ve yaklaşımlarımız farklı mı dersin?

P: Tamamen farklı çalışıyoruz. Ben yalnız ve plansız çalışıyorum. İşin içine kimseyi dahil etmek istemediğim gibi spontaneliği seviyorum. Sense tam tersi, plan yapıyorsun. Bunun sebebi de zamandan çok aslında çizimlerini ve fiiksel materyallerini boşuna harcamamak diye düşünüyorum. Bense istediğim kadar boşa harcayabilirim. Çünkü benim işim dijitalde, dolayısıyla istediğim kadar tekrar tekrar video çekebilirim. Bİr de sen insanlarla birlikte çalışmayı ve onlarla fikir alışverişi yapmayı seviyorsun.

 

P: Resim ve video gibi farklı araçları bir arada kullanmanın zorlukları neler?

M: Benim için her iki alanda birbiriyle ilişkili. Resim yaparken sanki bir video yapıyormuş gibi yaklaşıyorum. Her iki alanda da bir yere ihtiyacım var. Sadece resim yaptığım lokasyonun 2 boyutlu olması gerekiyor. Mesela bazen 17. yüzyıldan bir resmi büyük bir tuvalin üzerine kopyalarım. Ardından karkterleri yerleştiererek var olan sahneyi, anlatmak istediğim hikayeyi ve enerjiyi yansıtacak şekilde değiştiririm. Bu süreç, videoda benim veya bir başkasının oynadığı bir karaktere sahip olmakla çok benziyor.

 

M: Videoları çekerken gerçekten çok eğlendik. Peki senin en sevdiğin bölüm hangisiydi?

P: Gerçekten çok eğleceliydi. İşbirlikleri benim için çok zor olabiliyor. Çünkü normalde gerçekten yalnız çalışmayı tercih ediyorum. Çalışırken o an neler olduğunu ve ne yaptığımı sözlü anlatmaya alışkın değilim. Genelde herşey kafamın içinde olur ve ne yapacağımı bilirim. En büyük korkum kavga etmekti (gülüyor) fakat tabii olmadı.

 

P: Ortak bir vizyonumuz olduğunu hissediyor musun?

M: Ben biraz daha kaotik sense biraz daha sakin olsan da ortak bir vizyonumuz var, evet. Farklı yollarla oluşturduğumuz kayıtlar ve videolar çok iyi şekilde bir araya geliyor.

 

M: Sanat ile kıyafetler arasında bir köprü var mı?

P: Tabii ki var. Her ikisi de kişilik ve ruh haliyle yakından ilgili. Çalışırken giydiğim kıyafetler çalışmamın mooduna, üzerimdeki renkler ise kullandığım renklere yansıyor. Ayrıca bir sanat eseri görmek için müzeye gittiğimde de daha dikkat çekici, farklı bir kıyafet giymek istiyorum. Bu bana günlük görünüşümle eğlenmemek için hayatın çok kısa olduğunu hatırlatıyor.

M: Evet, söylediklerine tamamen katılıyorum.

 

P: Erkek koleksiyonunda en sevdiğin parça hangisiydi?

M: İndigo şeritli kazak, onun pantolonunu ve gözlüklerne bayıldım. Zeytin rengindeki örme hırkası da çok cool. Tüm kıyafetler bana çok uyuyor. Stella’nın erkek koleksiyonu sonunda sadece Fransız erkekleri için tasarlanmamış cool bir markanın varlığını hissettirdi. Fransız erkekleriyle ilgili bir sorunum yok, sadece onların kıyafetlerini giyemiyorum. Ayrıca, genelde erkek kıyafetlerinin çok ciddi bir çizgisi olabiliyor, fakat Stella’nın koleksiyonunda yerleşik bir eğlence faktörü var.

 

M: Gelecek projelerinden bahsedebilir misin?

P: Japonya, Çin, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya büyük bir yolculuk yapacağım. Art Basel Hong Kong’da, Berlin’deki Societe sanat galerisi ile birlikte bir kişisel stantım olacak, sonrasında da Melbourne’deki Tristian Koenig sanat galerisinde ve Wellington’daki City Gallery’de, Eylül ayında da New York’taki sanat gelerisi Foxy Production’da bir gösterim olacak. Sence her ikimizin de sonbaharda New York’da gösterileri olur mu? Bence olur ne dersin? Belki de

 

P: Ya senin gelecek projelerin?

M: Mart’ta Sydney COMA Galeri’de bir şovum olacak. Sonraki şovlarım ise genellikle sonbahar ve kış aylarında olacak. Eylül’de New York’da Johannes Vogt Galeri’de olacak sergimde seninle aynı zamanda orada olacağız. Sonra da Ekim’de San Francisco’da Evergold Projects sanat galerisinde, Ocak 2018’de Los Angeles’daki China Art Object sanat galerisinde şovum olacak.

 

P: Çalışırken tekrar tekrar bir şarkı dinleyecek olsan hangisi olurdu?

M: John Maus’dan “Keep pushing on”


HAZIRLAYAN MELİDA ALEKSANYAN