SİNEMA Timur Can Ersoy

KASIMDA AŞK BAŞKADIR!

Kasım ayında aşkın başka hallerine tanıklık edeceğiniz, sevgilinizle keyifli vakit geçireceğiniz aşk filmlerini sizler için sıraladık.

Kasım ayı geldi çattı, her sene tekrarını yaşadığımız “Kasım’da aşk başkadır” mottosunu unutmamak gerek. Aslında bu mottonun ana fikri Kasım ayının insanlar için daha yoğun ve aralarındaki iletişimin daha güçlü olduğunu göstermektedir. Bu fikir aşk filmlerine konu olmuş, hatta ismine film bile yapılmıştır. Bizde sizler için Kasım ayı içerisinde izleyebileceğiniz, sevdiklerinizle romantik dakikalar yaşamak isteyeceğiniz filmleri sizler için sıraladık.

 

DELİBAL

Başrollerini Çağatay Ulusoy ve Leyla Lydia Tuğutlu’nun paylaştığı romantik filmle aynı üniversitede öğrenci olan Barış ve Füsun’un tutku dolu aşk hikâyesine tanıklık edeceğiz.

 

MUTLULUK ZAMANI

Asıl sevginin, mükemmeliyette değil kusurların içinde saklı olduğunun anlatıldığı “Mutluluk Zamanı’ filminde; geçmişiyle yüzleşmeden kendi mükemmel hayatını yaratan Mert ve tüm hayatını geçmişinde yaşadıkları üzerine kuran Ada’nın yolları sürpriz bir şekilde kesişir. Kendisini hep kaybeden biri olarak gören Ada’nın ağabeyi Tarık’ın hayatı ise Mert’le tanıştığında bambaşka bir hal alır. Romantik komedi türündeki filmin başrolünde Kiralık Aşk dizisinde canlandırdıkları Ömer ve Defne karakterleriyle büyük başarı yakalayan Barış Arduç ve Elçin Sangu yer alıyor.

 

SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM

Selvi boylu yakışıklı İlyas ile al yazmalı güzeller güzeli Asya… Sevgi mi, emek mi? İşte efsanevi Sovyet yazarı Aytmatov, romanında ve şimdi de beyazperde’ye ikinci kez uyarlanan bu yapımda insanların bu soruya yanıt vermesini istiyor. Birbirlerine körkütük âşık olan İlyas ve Asya’nın arasındaki muhteşem aşkın sonu felaketle sonuçlanır. İlyas Asya’yı aldatmıştır. Destansı aşk beklenmedik şekilde sona ermiştir. Hayattaki en büyük tutkusu kamyonu ‘Arkadaş’ olan İlyas’ın geçimsiz tavırlarının üzerine bu ihanet de eklendiğinde Asya evini terk eder. İlyas başka bir seçenek bırakmamıştır çünkü. Tek oğlu Samet’le kimsesiz kalan çaresiz kadın türlü zorluklar sonrasında Cemşit isimli bir adamla tanışır. İyilik timsali olan Cemşit çaresiz kadın ve oğluna evinin kapılarını açar, kendi ailesiymiş gibi yakın davranır. Yıllarca bu şekilde yaşayan Cemşit ve Asya artık bir aile olmuştur ve Samet Cemşit’e ‘baba’ demektedir. Her şey böylesine yolunda giderken bir gün ansızın İlyas çıka gelir. Türk sinemasının başyapıtlarından biri olan klasik yapıt SSCB’de eserleri en fazla okunan büyük edebiyatçılardan yazar Cengiz Aytmatov’un Kırmızı Eşarp adlı romanından uyarlanmıştır.


TITANIC

Dünyanın hatırlamak istemediği türden felaketlerden olan ‘Titanik faciası’, dev prodüksiyonların yönetmeni James Cameron tarafından çekilen görkemli bir film. Teknolojinin son sürat ilerlediği bir dönemde, insanlar üstesinden gelemeyecekleri hiç bir sorun olamayacağına inanmaya başlamışlardır. ‘Titanik’ adlı dev transatlantik ise, insanlığın doğaya karşı gövde gösterisi gibidir. Bu ‘Düşler Gemisi’ nin yolcuları arasında Avrupa`da birkaç yıl geçirdikten sonra Amerika’ya dönmekte olan, Jack adlı genç bir ressam ile nişanlısı ve annesiyle Philadelphia`ya giden Rose adlı genç bir kız da vardır. İki genç, şans eseri tanışacak, aralarındaki sınıf farkına aldırmaksızın birbirlerine yakınlaşacaktır. Bu arada doğa insanoğlunun günden güne artan kibrine bir nokta koymayı planlamaktadır. Yola çıkılmasından dört buçuk gün sonra, 10 Nisan 1912’de, Titanik iki saat kırk dakika süren ve sulara gömülmesiyle son bulan, hazin olayların başlamasına neden olacak buz dağına çarpacaktır. James Cameron’un, seyirciye bir zaman makinesiyle yolculuk ettiği hissini uyandırırcasına gerçeğe yakın filmi ‘Titanik’ tam 14 dalda Oscar adayı olarak ‘En İyi Film’ dahil 11 ödülü kazanmıştı.

 

MOULIN ROUGE

Bir şair olan Christian, sık sık ziyaret ettiği bir gece kulübü olan Moulin Rouge’daki dansçılardan bir tanesine delicesine âşık olur. Ancak ortada büyük bir sorun vardır. Zira oldukça kıskanç bir karakter yapısına sahip olan bir Dük de, aynı kıza sırılsıklam âşıktır. Artık ortada müzikal tonlara çalan ve başlamak üzere olan bir düello vardır. Belli olan şudur ki, iyi olabilen kazanacaktır.

 

CESARETİN VAR MI AŞKA?

Birbirlerinin en iyi arkadaşları olan Julien ve Sophie, çocukken başladıkları tuhaf oyunu, yetişkinlik dönemlerinde de sürdürürler. Korkusuzluk içeren bir tür yarışmadır bu oyun. Cüretkâr hünerlerini ortaya koyarak birbirlerini yenmeye çalışırlar. Sophie’nin Polonya kökenli olduğu için ırk ayrımı yapan çocuklarca tacizi ve Julien’in hasta annesi ve sorunlu babası nedeni ile yaşadıkları, her ikisini birbirlerine daha da fazla yakınlaştırır. Bu oyun aracılığı ile sık sık birbirlerinin acılarını dindirmek için çaba sarf ederler. Ancak bir açıdan bu oyun, onların birbirleri için yaratılmış olma ihtimalleri gerçeğini savuşturuyor da olabilir.

 

KASIMDA AŞK BAŞKADIR

Nelson Moss, tüm hayatı işi olan, iş kolik bir adamdır. Bir gün ehliyet almak üzere girdiği bir sınavda Sara isimli deli-dolu bir kızla tanışır. Sara, Nelson’dan en azından bir ay boyunca onunla yaşamasını ister. Nelson, teklifi kabul edecektir. Kısa sürede aynı eve taşınan iki insan, yine kısa sürede birbirlerine aşık olacaklardır. Sara, hayatında ilk kez birisine âşık olmuştur. Nelson’ın bilmediği ise aşık olduğu Sara’nın kanser olduğudur. İki insan, ölümle hayatın girdabına beraber tutulmuşlardır.

 

BAŞIMIZA GELENLER

“Başımıza Gelenler” adlı romantik komedide, Katherine Heigl, geleceği parlak bir catering uzmanı Holly Berenson’ı, Josh Duhamel da bir TV kanalında çalışan yetenekli spor direktörü Eric Messer’ı canlandırıyor. Korkunç bir ilk buluşmanın ardından tek ortak noktalarının birbirine olan nefretleri ve vaftiz kızları Sophie’ye olan sevgileri olduğunu keşfediyorlar. Ama, aniden Sophie’nin hayatta tek sahip olduğu ebeveynler olduklarında, Holly ve Messer farklılıklarını bir kenara bırakmak zorunda kalıyorlar. Yeni kariyer hedefleri ve yoğun sosyal hayatları arasında gidip gelirken, aynı çatı altında yaşayabilmenin de bir yolunu bulmak zorunda kalırlar.

 

NOT DEFTERİ

Yaşlılar için yapılmış bir bakımevinde yaşayan ve çevresindekiler tarafından ‘Duke’ diye çağırılan ihtiyar adam sararmış defterinde yazılı olan bir aşk hikayesini okumaya başlar. Hikâye 1940 yılında başlar. Güney Carolina’da yer alan Seabrook Adası’na Allie Hamilton isimli 17 yaşında bir genç kız gelir. Ailesiyle birlikte tatile gelen Allie, burada yaşayan Noah isimli bir gençle yakınlaşmaya başlar. Aralarındaki sınıfsal ve ekonomik farklılıklara rağmen birbirlerine duydukları hissi engellemez, doyasıya yaşamaya başlarlar. Ancak onları bekleyen ayrılık 2. Dünya Savaşı’nın kızışmasıyla birlikte gelmek üzeredir. Ryan Gosling ve Rachel McAdams gibi son dönemin yetenekli oyuncularını başrolünde izlediğimiz film savaş ve dramı bir araya getiren filmlerden.

 

BARSELONA BARSELONA

Woody Allen, çarpık ilişkiler, kadın erkek gerilimleri ve hayatın şaşırtıcılığı konularında sayısız filme imza attıktan sonra yine kendisine yakışır bir “özel durum”u sinemaseverlere aktarıyor. Amerikalı Vicky ve Cristina, İspanya’da geçirecekleri bir yaz tatilinde, karşılarına çıkan gizemli bir İspanyol sanatçıdan etkileneceklerdir. Gösterişli sanatçı (Javier Bardem) ve onun güzel fakat “arıza” eski eşi (Penélope Cruz) ile tehlikeli sularda yüzeceklerdir. Vicky (Rebecca Hall) evlenmek üzere olan ancak muhafazakâr ve tutucu bir kadındır. Cristina (Scarlett Johansson) ise cinsel maceralara meraklı, zihni açık, özgür ruhlu bir kadındır. Kaderleri kesişen üç insan arasında doğan yasak aşk ilişkisi kaotik sonuçlar doğuracaktır. Vicky Cristina Barcelona, öyküsünün geçtiği kent olmaksızın düşünülemeyecek bir film olarak karşımıza çıkıyor. Woody Allen aşk ve sanatın sınır tanımazlığını enteresan bir hikâye ile hatırlatıyor.

 

YAZI TİMUR CAN ERSOY