BU AY DERGİDE Nilay Yalçınkaya

TERS KÖŞE

Babası müzisyen Uzay Heparı, annesi tasarımcı Zeynep Tunuslu... Doğduğu günden bu yana kameraların ışığı altında kalan Uzay Kanat Heparı, artık kendi kanatlarıyla uçuyor. Babasının ününden yararlanıyor dedikodularına sımsıkı kulaklarını kapatan genç adam, kendi başarı yolunu çizmek için var gücüyle çalışıyor. Yazı: Sinem Gürleyük Fotoğraf: Özkan Önal

_DSC4028 copy

Daha annesinin karnında tanıştık onunla desek yeri. Babası Uzay Heparı, henüz o anne karnında üç aylıkken trafik kazasında kaybetti hayatını. Babasının popülaritesi, annesi Zeynep Tunuslu’nun ünüyle birleşince ilgi onun hayatından hiç eksik olmadı. Beş sene önce babası anısa çıkarılan ‘Uzay Heparı Sonsuza’ albümünde sözlerini annesinin yazdığı ‘İstersen Uzanabilirsin Gerçekten’ şarkısına beste yaptı… Piyano ve saz çalıyor, at biniyor, oyunculuk eğitimi alıyor, üniversitede televizyon haberciliği ve programcılığı okuyor… Gençlik enerjisiyle bir o yana bir bu yana koşuyor. Ritmi hiç düşmüyor. 20 yaşında ‘elinden her iş gelen adam’ olmak için uğraşıyor. Hem küçük olduğunun farkında hem de büyük bir azimle bir an önce büyümek istiyor. Birkaç gün içinde 2-3 yaş büyüse her şeyin daha güzel olacağına inanıyor…

_DSC4066 copy

‘Rönesans adamı’
Amerika’da liseyi bitirdikten sonra Türkiye’ye geri dönen Kanat, hep aklında olan oyunculuk hayalini hayata geçirmek için vakit kaybetmeden harekete geçiyor. Önce Craft Atölye’de derslere başlıyor. Burada çok uzun kalmıyor. Ardından Gaye Sökmen Ajans’a kayıt oluyor. Birkaç deneme çekiminin ardından da kendini ‘Güneşin Kızları’ setinde buluyor. Burada Burak Sarımola ile oyunculuk eğitimine de devam ediyor. Sete, kameraya alışmasının çok uzun sürmediğini söylüyor. Elbette bunun için çalışıyor ama kamera karşısına ilk geçtiği an heyecanından bir nebze olsun arınmış. Tıpkı bizim sete alışmasının uzun sürmediği gibi. Adımını atar atmaz hepimizle kısa bir röportaj yaptı, ne iş yaptığımızı sorguladı. Gerçekten aşırı derecede meraklı bir genç adam. Her şeyi bilmek, öğrenmek istiyor; “Hiçbirinde müthiş iddialarım ve bilgim olmasa da hayatın birçok dalında ortalamanın üzerinde bir beceri ve tecrübe kazanmak beni memnun ediyor. Hayatımı müzisyenlik ya da oyunculuk diyerek yönlendirmek, ayırmak istemiyorum. Rönesans adamı diye bir tabir var ya; hem astronomiden anlar hem piyano çalar… Ben öyle bir tipim karakter olarak. Biriyle uğraşırken diğerini halının altına itmem. Gün gelir biri der ki gel birlikte müzik yapalım, niye olmasın?,” diyor. Müziğe bu kadar göz kırptığına bakmayın, çok fazla çaktırmasa da bugün yapılan eletkronik ağırlıklı pop müziği biraz duygusuz bulduğunu satır aralarına saklıyor. 90’larda babasının arkadaşlarıyla yaptığı müziği, bugünün müziğiyle kıyaslamayı da saçma buluyor.

_DSC4083 copy

Başarı kıstası kim?
Konu müzikten açılınca laf elbette dönüp dolaşıp, Sezen Aksu’ya geliyor. 14-15 yaşlarında verdiği sivri röportajları hatırlatıyorum önce. Soru gelir gelmez, önce hala aynı adam olduğunu ama büyüyüp evrildiğini anlatıyor. “Değişmedim ama kelimelerimi özenle seçmeyi öğrendim,” diyor. ‘Sezen Aksu beni hiç aramadı’ açıklamasıyla ilgili de pişman. Cümlenin iddiasının farkına varmış. Hatta belki de Sezen Aksu’yu benim aramam gerekirdi itirafında bulunuyor. Aslında bu genç adamın problemi, yaptığı açıklamada değil, çok genç yaşta, hayatı biraz fazla ciddiye alıyor olmasında yatıyor gibi geliyor bana. Kendiyle ve işiyle ilgili hırsları var. Ufacık şeyleri kafasına takıyor. O farkında olmadan hırs yaptığı başarı tutkusunu anlattıkça, kafamda yeni soru işaretleri oluşuyor. Kelimeleri özenle seçerek sormaya çalışıyorum; “Uzay Heparı’nın oğlu olmak hayatında bir yük mü? Kafandaki başarı ölçüsü babanın ulaştığı nokta mı?” Çok net olarak babasının hayatında asla bir yük olmadığını söylüyor. Başarı sorusuna ise; “Babam kadar ünlü olmak gibi bir iddiam yok. Babamı çok genç kaybettiğimiz için onun yarım kalan hayatını benim sürdürmem gerektiğinin düşünülüyor olması kafamı meşgul ediyor tabii. Aslında başarılı olup, onu gururlandırmak istiyorum. Tüm bunları çok pozitif olarak söylüyorum. Asla hayatımda babamın gölgesinde kalacağım endişesi taşımıyorum. Uzay’ın oğlu musun muhabbetlerinden sıkılmayacağım. Gayet memnunum babamdan, hayatımdan… Fakat şöyle bir korkum var. Sanki ben hiçbir şey yapmıyormuşum ve babamın ününden yararlanıyormuşum gibi algılanmasını istemem. O yüzden bu hırsım. Oyunculuğumu beğenmezlerse diyecekler ki ‘Bizim de babamız ünlü olsaydı biz de dizide oynardık.’ O yüzden yaptığım işin hakkını vererek yapmam gerekiyor ki insanlara böyle bir hak vermeyeyim.”

_DSC4133 copy

‘Aşk mutluluktur’
Her konuda büyümeye çok meraklı olan Kanat, konu aşka gelince bir adım geride durmayı tercih ediyor. Kendini seksi bulmaya başlamamış tabii henüz. “Bu konuyu 25’ten sonra konuşalım,” diyor. Kızlara çekici gelen tarafının duyarlı olması ve piyanodaki yeteneğiymiş. Konu kızları tavlamaya gelince de oturuyor yani piyanonun başına! Şimdi bir sevgilisinin olmadığını başına ‘maalesef’ ekleyerek söylüyor. Aşkla tanışıp tanışmadığına da emin değil, “Oldum mu acaba? Tam emin olamadım, seni de inandıramadım şu an buna. Galiba oldum. Evet, geçen yaz oldum,” diyor. Fakat iş aşkın tanıma gelince hemen dökülüyor kelimeler ağzından “Aşk mutlu olmaktır!” Röportajı tamamlıyoruz. Uzunca bir muhabbet masada devam ediyor. Aşktan işe, tatilden kitaba konudan konuya atlıyoruz. Bu sırada Uzay, özenle seçtiği kırmızı şarabını yudumluyor karşımda, aklımda tek bir şarkı; “Küçüğüm daha çok küçüğüm bu yüzden sonsuz endişem. Savunmam bu yüzden, bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem…”

Pageskin Top
Pageskin Left
Pageskin Right