BU AY DERGİDE Nilay Yalçınkaya

SAHNEDEN PODYUMA

Sanatın neredeyse her dalına çocukluğundan itibaren ilgi duyan, ‘yanlışlıkla’ girdiği bale seçmeleriyle hayatı değişen Utku Bal, günde sekiz saat dans edip, verdiği emeğin karşılığını alanlardan. Paris’te Kahire Operası’nda sergilenen ‘Les Jours et les Nuits de l’Arbre Cœurs’ isimli eserin baş dansçısı olan Utku Bal, şimdilerde ünlü markaların da peşinde koştuğu bir model olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Yazı Sinem Gürleyük

Untitled Session0065 copy

Henüz daha çok gençsin ama kariyerin epey başarıyla dolu. Nasıl başladın bale yapmaya?
Her şey annemin sanat yeteneğimi keşfetmesiyle başladı. Okul hayatım boyunca; tiyatro, koro, folklor ne kadar etkinlik varsa ben içindeydim. Çok küçük yaşta piyano dersleri almaya başladım. Sonra bir gün bir gazetede gördüğümüz, Antalya Devlet Opera Balesi’nde genç yetenekler aranıyor ilanının, seçmelerine gittim. Koro için gitmiştim ama, saati yanlış almışız meğer bale seçmelerine girmişim! Üç gün sonra eve telefon geldi; “Oğlunuzun vücudu bale için çok uygun lütfen bunu değerlendirsin,” diye. Hoşuma giden bir kızın da orada olduğunu görünce fena fikir olmadığını düşündüm! Tabii o aşk başlamadan bitti ama, bale aşkım hala devam ediyor. Öncelikle Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nı ardından İstanbul Üniversitesi’ni bitirdim.

Untitled Session0545 copy

Türkiye’de kimlerle çalışıyorsun, neler yapıyorsun?
17 yaşında piyasada çalışmaya başladım. Ajda Pekkan ile uzun süre çalıştım dansçılığını ve koreograflığını yaptım. Bengü, Funda Arar, Kenan Doğulu, Serdar Ortaç, Sıla, ENBE Orkestrası, Deniz Seki, Murat Boz ve Ziynet Sali gibi birçok sanatçının sahne şovlarını tasarladım.
Bu işi Türkiye’de yapmak zor olduğu için mi yurt dışındasın?
Türkiye’de olduğum dönem Devlet Opera Balesi’nde dans ettim. Fakat o kadar az dans edebiliyorsun ki… Gösteriler çok az. Sanatçılarla çalışıp kendime dans edecek yeni alanlar yarattım. Fakat yetmedi, radikal bir karar aldım ve yurt dışına yerleştim.

Untitled Session0668

Nereye?
Paris. Birkaç senedir yaz tatillerinde Paris’te 15 günlük workshop’lara katılırdım. Sonra bu okuldan burs teklifi geldi. Orada kalmamı ve altı ay sonra başlayacak olan ‘Jeune Ballet Europeen’ (Genç Avrupa Balesi’nde) dans etmemi istediler.

Türkiye’de dansçı olarak var olmak mümkün mü?
Tabii ki mümkün. Teknik olarak çok beğendiğim, dünyada bizi iyi temsil eden dansçılar var. Ama Türkiye’nin yurt dışındaki algısı ile ilgili en önemli sorunu Türkler oluşturuyor! Paris’e gittiğimde “Türkiye’de bale var mı?” sorusuyla çok karşılaştım, bu benim için çok üzücüydü. Çünkü, maalesef, yüzünü modern dünyaya dönmüş Türkleri pek göremiyorlar orada… Kapalı bir hayat süren, modern dünyaya çok adapte olamamış Türkleri var…
Ülkemizde baletler genelde feminen bir algıyla anılırlardı, şu an sence ne aşamadayız?
Bence onu çoktan aştık, böyle bir durum yok. Sanatın bütün dallarında feminenlik vardır. Çünkü sanat estetik bir şey. Hiç birimiz, üzerimizde taytlar, ağzımızda kırmızı güllerle sokakta dolaşmıyoruz. O bir rol, sahne üstünde oynadığımız bir karakter. O bittikten sonra hepimiz normal halimize geri dönüyoruz.

Untitled Session0737 copy

Bir de bu sene dans dışında modellik deneyimi yaşadın. Bu nasıl gerçekleşti?
Evet, Akdenizli fiziğim ve saçlarımdan dolayı çok teklif gelmeye başladı. Redken markasının yüzü oldum benimle birçok saç modeli deneyerek kataloglarında kullandılar. La Barbiere de Paris isimli büyük bir kuaför zincirinin yüzü oldum. Gelmeden önce de Miu Miu’nun özel bir defilesinde görev aldım Paris’te. Bir de Moncler defilesinde podyumda yürüdüm. Bu işi de sevdim. Sanırım ona da devam edeceğim. Zaten sahneden dolayı tüm ışıklara ve kameralara alışkınım.