BU AY DERGİDE Debora Zakuto

METİN AKDÜLGER’İN EN SAMİMİ RÖPORTAJI BU AY ALL’DA

Hatalarından pişmanlık duymuyor, onları yeni bir noktaya ulaşmak için kullanıyor, kendini eksikleriyle kabul eden bir adam Metin Akdülger. Bugünlerde en çok düşündüğü şeyse şehir hayatının kalabalığından kaçmak ve hayatı sadeleştirmek. Röportaj: Sinem Gürleyük

001 copy

Metin Akdülger yazısına başlamakta zorlanıyorum. İlk cümle ne olmalı? Onu nasıl anlatmaya başlamalı size? Röportajdan kopya çekerek işe başlayayım. Metin’e kendiyle ilgili bir kitap yazsa ilk cümlesinin ne olacağını sordum, yanıtı; “İşe benle başlamak güzel bence,” oldu. Beykoz’da terk edilmiş bir köşkte titreyerek ve çok yorularak tamamladığımız bir çekimin ardından eve yüzünde gülümsemeyle dönen tüm insanları düşünüyorum. İşe Metin’le başlamak da bitirmek de gerçekten güzel ve herkes için tatmin edici. Çekimin ardından Metin ve menajerleriyle birlikte röportaj yapmak için kendimize ısınabileceğimiz bir mekan bulma yoluna düştük. “İnsan bu kadar yorulmuş, üşümüşken ne diye bu saatte hala röportaj yapmak ister?” diye kendi kendime söylenirken, kaydı kapattığımda “İyi ki röportajı bugün yapmışız,” demeden duramadım. Metin’in olaylara bakışı, bütün ortamın enerjisini ikiye katlayan esprileriyle ne yorgunluk, ne stres her şey kahkahalarla birlikte uçup gitti. Günün başına dönelim… Metin fötr şapkası, Bursa’dan yıllar önce aldığı bütün setin bayıldığı bordo deri botları, kendi deyimiyle ‘okul pantolonu’ gerçekte özel tasarım minimal gri pantolonu, kahverengi uzun paltosu, camel rengi spor çantası ve dizi için bıraktığı bıyıklarıyla sete giriş yapıyor. İlerleyen saatlerde bu çantayı setlerde yanından hiç ayırmadığını fark ediyorum. İçi atıştırmalıklar, çeşitli vitaminler, damlalar, senaryolar ve kişisel bakım malzemeleriyle dolu. Bağışıklık sistemi yoğun temposuna yenik düşmesin diye kendine epey iyi bakıyor. Hatta sadece kendine bakmakla kalmıyor, sette üşüyen “Hasta oluyorum galiba,” diyen herkese içiriyor vitaminlerden.