BU AY DERGİDE Nilay Yalçınkaya

”AŞK KENDİNİ ÖLDÜRME SANATIDIR”

Daha önceki kitaplarından tanıdığımız ‘Bilun’un gözünden anlatılan ‘99 yazı nostaljik sahneler bolca mevcut. Şimdiye kadar yazdığı kitaplardaki ana karakterleri son kitabında buluşturan Uzun, okuyucularını ergenlik dönemine ışınlıyor. Ve yazar okuyucuya yüksek sesle “Kendinizi affedin,” diyor. Röportaj: Sinem Gürleyük

ekkkk IMG_1405

‘99 Yazı’ını biraz kendi gözünden aktarır mısın?
Bugüne kadar kendini kötü hissettiğin geçmişle hayatını sıfırlama noktasına getireceğin bir başlangıç kitabı. Daha önce yazdığım üç romanın ana kahramanlarının gençliği var bu kitapta. Herkesin umudunu tazeleyen, hayata bambaşka bir noktadan bakmanızı sağlayan bir kendini affetme kitabı. Eğlenceli bir hikayesi var, çok sürpriz, çok dramatik ama mutlu bir son! Herkes kendini affetsin diye okusun istiyorum.
‘Bitli Pileyboy’da yakından tanıdığımız Bilun karakterinin gözünden anlatıyorsun kitabı…
Evet, ‘Bitli Pileyboy’da şehrin, insanı getirdiği noktayı anlatmıştım. Sosyal hayatın bizi soktuğu pislik, bataklık, şöhretin getirdiği yalnızlık… Kalabalık artıkça insanların kendilerini ne kadar yalnız hissettiğini anlatan bir kitap. Bilun da bunların tam ortasında yer alıyordu. ’99 Yazı’nda bu sefer kızın ailesiyle ve sosyal çevresiyle olan ilişkiler ön planda. Ergenliğiyle, bir sınıf çatışmasıyla boğuşuyor, kendini çok değersiz hissediyor, her genç kız gibi, hepimiz gibi. Dönem dönem hepimize ne kadar değersiz hissettiriyor hayat, o da öyle biri. Bizden biri, sen, ben gibi.

Karakterlerinin gerçek olduğundan epey şüpheleniyoruz zaten…
Çünkü çok sıradanlar, o yüzden çok rahat eşlik kuruyor herkes. Zaten gerçek sanılmazsa ben bu işi bırakırım. Derdim bu, o karakter nefes alsın diye uğraşıyorum.
Yazdığın ilişki yazıları fazlasıyla seviliyor. O yüzden şunu soracağım sence mükemmel çift diye bir şey var mı?
Yok öyle bir şey. Birbirine sabır gösteren insanlar var. Dünyanın en manyak insanıyla arkadaşlık ederken, onunla geçinmeye gönlün varsa geçinirsin. İnsanlar evlenirken “Olmazsa boşanırım,” diyorlar. Boşanacaksan evlenme! Bir insandan zerre kadar şüpheleniyorsan o insanla ilişki sürdürmeyeceksin. Aslında bütün temel sorunumuz şu; karşıdakinin ne istediğini bilmediğinden yakınıyor günümüz insanları ama aslında kendilerinin ne istediğini bilmiyorlar. Dolayısıyla kendilerine benzeyen insanları hayatlarına çekiyorlar. Kafalarını karıştırıyorlar birbirlerinin. İlişki yaşayabilen insanların en büyük silahı budur. Birini isterler, bir tek onu isterler ve onu alırlar. Karşı taraftan kimse hiç bir şey beklemesin. Ne kadar ekmek o kadar köfte!

_DSC8418

Tek eşlilik konusunda ne düşünüyorsun?
Bence kimse tek eşliliğe uygun değil. O biraz öz saygıyla alakalı. Bir de açlık-tokluk meselesi. Çok güzel ve ünlü birini ele alalım; etrafta onu uyaran, aklını çelecek bir sürü kişi var ama adam bir kişide karar kılabiliyor. Burada rol kadının. Erkekler sıkmaya gelir arkadaşlar, erkekler hayatları boyunca kadınlardan baskı gördükleri için baskı görmedikleri zaman sevildiklerini algılayamıyorlar. Nasıl ki kadınlar kıskanılmadıklarında sevildiklerini algılayamıyor, onlar da aynı. Bizde standart Amerikan dergilerinin dayattığı bir dünya yok, Türkiye burası çünkü. Çok basit bir şekilde bir erkeği kıskanacaksın. Erkek de seni kıskanacak çünkü biz başka bir şekilde iletişim kurmayı bilmiyoruz. Öğrenmedik, genetik kodlarımızda yok. Adamın peşini bırakmayacaksın, günde 50 tane mesaj atacaksın. Korkmayacaksın mesaj atmaktan. Çok kötü durumdayım demeyeceksin. Ağzından kendinle ilgili negatif hiçbir şey çıkarmayacaksın. Kendini kandırırsan gerçek olur.

Aşkın nasıl bir tanımı var?
Aşk kendini öldürme sanatıdır. Ben mesela her gün aşık olabilirim. Bütün yakışıklı erkekler bana aşık olabilirmiş gibi geliyor ama sonra geçiyor. Çünkü konuşmaya başlıyorlar.
Dergiciliğe geri dönmeyi düşünüyor musun?
Üç sene önce tamamen bıraktım her şeyi ve roman yazmaya başladım. Geçen sene bir de senaryo yazdım, onun görüşmeleri devam ediyor. ‘Süper Zeki Bir Kadının Über Salak Hikayesi’ kitabını senaryolaştırdım, ana karakteri Özge Özpirinçci’ye yazdım. Bir taraftan da tiyatro oyunu yazdım. ‘Tek Kişilik Kadın Komedisi’ bu sene sergilenecek. Yani ben gazeteciliği bıraktım, yazmayı değil. Dergicilik zor iştir, dışarıdan bakınca parlak görünür, çünkü biz parlak görünmek zorundayızdır.

_DSC8527-Recovered copy

Peki ya moda dünyasına olan ilgin azaldı mı?
Hayır! Bakım ve iyi hissederek giyinmek benim için çok önemli. Evden çıkmasam bile makyaj yaparım sabah kalktığımda, iyi hissetmek için. Bakkala bile giderken asla kötü bir şey giymem. Garip takıntılarım vardır. Çok düzenliyimdir, çok alışveriş yapmam. Giyeceğim şeye çok fazla para harcamam. Birinin 300 liraya aldığını ben 50 liraya alabilirim. Hiç denemeden giysi alabiliyorum çünkü bedenimi biliyorum. 15 dakikada çıkabiliyorum çok büyük bir mağazadan.

Son dönemdeki favori trendlerin neler?
Çok da trendlere takılan biri değilim. Normalde hiç takı takmam ama bu ara kocaman doğal taş kolyelerimi takıyorum, yüzüklerimi hiç çıkarmıyorum. Yaz-kış güneş gözlüğü olmadan asla sokağa çıkmam. Aynı şekilde numaralı gözlük de kullanıyorum. Ayakkabı-çantaları çok sever ya kadınlar benim gözlük ve parfüm takıntım var. Keyif meselesi giyinmek… Önce kendimize iyi görünelim ki iyi hissedelim. Çünkü ne kadar özgüvenimiz yüksek olursa hayatta istediğimizi alma şansımız o kadar artıyor.